Ağacı silkelemeden önce, meyvelerin nereye düşeceğine bak

22/3/2007 - susuzluğumuz....

uzun zamandır bloguma yeni yazılar ekleyemiyordum, bu yüzden bloğumdan bana seslenen arkaşlarımdan özür diliyorum. artık buralardayım. yeni yazılmarımla, yeni paylaşımlarımla açığımı kapatacağımı düşünüyorum.

şimdiden herkeze sevgiler, iyi keyifler, iyi seyirler diliyorum..

 

 

yeni zamanın ilk yazısı susuzluğumuzla ilgili olsun istedim. mail kutuma düşen manidar bir mektubu düşüncelerinize sunuyorum..

 

..2070 yılında yazılmış bir mektup..

 

yıl 2070, 50 yaşına henüz bastım ama görüntüm 85 yaşındaki bir insanın ki gibi.

yeterince su içemediğim için böbrek sorunları yaşıyorum.

korkarımki yaşamak için çok vaktim yok.

ben bu topluluktaki en yaşlı insanım.

 

5 yaşında bir çocuk olduğum günleri hatırlıyorum.

o zamanlar herşey çok farklıydı.

parklarda pek çok ağaçlar, evlerde güzel bahçeler vardı.

ve ben yarım saat boyunca büyük bir zevkle duş alırdım.

bugünlerde ise cildimizi temizlemek için mineral yağlı havlular kullanıyoruz.

 

eskiden kadınların güzel saçları vardı

şimdi ise başımızı su kullanmadan temiz tutmamız gerektiği için traş etmek zorundayız.

eskiden benim babam arabasını hortumdan akan suyla yıkardı.

şimdi ise benim oğlum suyun bu şekilde ziyan edebileceğine bir türlü inanmıyor.

 

sokaklarda posterlerde radyoda ve televizyonda SUYU DUYARLI KULLAN uyarıları olduğunu hatırlıyorum. ama hiç kimse bu uyarıları önemsemedi.

suyun sonzuda dek var olacağını sandık.

şimdi ise tüm nehirler, göller, barajlar ve yer altındaki su yatakları ya kurudu, yada kirlendi..

 

sanayi hemen hemen durma noktasına geldi ve işsizlik büyük bir oranlara ulaştı.

yegane iş alanı deniz suyunun tuzunu çıkarıp kullanabilinir hale getiren fabrikalar..

ve işçiler maaşlarının bir bölümünü içme suyu alarak kullanıyorlar..

 

sokaklarda eli silahlı haydutların bir bidon su için insanlara saldırmaları çok yaygınlaştı.

yiyeceklerin %80 i sentetik..

 

eskiden yetişkin bir insanın günde 8 bardak su içmesi tavsiye edilirdi.

şimdi ise bebenim sadece yarım bardak su içmeme müsaade ediliyor.

biz şimdi bir kere giyilip atılan giysileri giymek zorundayız ve buda çöp miktarını arttırıyor.

biz şimdi kanalizasyon sistemi susuzluktan çalışmadığı için fosseptik kullanıyoruz.

 

nüfusun dış görünümü korkunç: susuzluk nedeniyle kırışık sıska ultraviyole ışınları nedeniyle yaralarla dolu vücutlar.şimdi ozon tabakası kalmadığı için ışınlar çok daha kuvvetli.

cilt kanseri mide bağırsak enfeksiyonları ve idrar sistemi sorunları ölümlerin ana sebepleri..

 

cildin aşırı kuruması nedeniyle 20 yaşındaki bir genç 40 yaşında gibi görünüyor.

bilim adamları araştırdılar ancak vu soruna bire çare bulamadılar.

su üretilemiyor ağaç ve sebze olmadığı için oksijen de azaldı ve bu yüzden yeni neslin zeka kapasitesi ciddi bir şekilde zarar görüyor.

 

pek çok erkekte sperm oluşum morfolojisi değişti.

bunu sonucunda da bebekler kusurlu, mutasyonla ve fiziksel sakatlıklarla doğuyorlar

 

devlet soluduğumuz hava için bize para ödetiyor. erişkin başına günde 137 m küp soluyoruz.

bu parayı ödeyemeyen insanlar güneş enerjisiyle çalışan büyük mekanik akciğerle havalandırılan bölgelerden kovuluyorlar. soluduğumuz hava kaliteli değil ama en azından nefes alabiliyoruz.

ortalama bir insanın yaşam ömrü 35 yıl.

 

hala biraz yeşil alanı olan, nehirleri akan bölgeler, silahlı askerler tarafından korunuyor.

SU, ALTIN VE ELMASTAN ÇOK DEĞERLİ BİR HAZİNE HALİNE GELDİ.

 

yaşadığım yere nadiren yağmur yağdığı için hiç ağaç yok

bazan yağış beklerken asit yağmurları yağıyor.

mevsimler ciddi bir şekilde 20. yüzyılın çevreye zarar veren sanayisi, atomik deneyler ve çevreye yaydıkları kirlerden etkilendiler.

o zamanlar çevreyle ilgilenmemiz konusunda duyarlıydık ama hiç kimse dikkate almadı.

 

oğlum benden, gençliğimden söz etmemi istediği zaman ona yeşil tarlaların, çiçeklerin güzelliğini, yağmuru, nehirlerde yüzmenin, balık avlamanın, içebildiğimiz kadar su içebilmenin ne büyük bir zevk olduğunu ve insanların ne kadar sağlıklı olduklarını anlatıyordum..

 

o bana, "babacığım şimdi neden su yok?" diye soruyor.

işte o zaman boğazım düğümleniyor.

 

kendimi suçlu hissetmekten bir türlü kurataramıyorum. çünkü ben de o yaşadığı çevreyi kirleterek tahrip olmasına sebep olan, tüm uyarılara kulağını tıkayan nesle aitim.

 

şimdi ise bizim çocuklarımız bunun bedelini ödüyorlar.!!

 

yeryüzünde, şimdi doğanın tahribatının dönüşü olmayan bir seviyeye ulaşmasından dolayı kısa süre içinde yaşamın mümkün olmayacağına kesinlikle inanıyorum.

 

ne kadar çok isterdim geriye dönüp insanoğluna bunları anlatmayı...

..henüz daha dünya gezenemizi kurtarmaya zamanımız varken....

 

.........

sevgiyle kalın, susuz kalmayın.

 

 

11 YorumYorum yaz!Bağlantı

16/1/2007 - kır zincirlerini

 

Hepimizin hayatımızın bir noktasında hissettiği görünmez bağları vardır.Doğduğumuz günden beri yavaşça içimize kodlanan,farkına varmadan uyguladığımız kurallarımız vardır.Biraz dikkat edince de bunların inanılamayacak kadar çok olduğunu görüyor insan. Tabular; yani yazılı olmayan,toplumun kendi içinde uygun gördüğü kurallar silsilesi.Biraz sarstığınız ,belki de yıktığınız zaman bir çok sosyal tepkiyi alabileceğiniz,bir yerde sizi sınırlayan bir etki söz konusu.
Ama sosyal olanlar kadar içimizdeki tabular da dikkat çekicidir.Neden derseniz diğeri dış etkenlerle belirlenen bir nevi mecburiyettir. Ancak önemli olan sanki başkalarının zorlaması varmış gibi düşündüğümüz aslında sadece kendimizin yarattığı kurallar. “Saçımı asla o renk yapamam” “bu tarz yeni moda bir elbiseyi alamam, yok yok biraz dekolte gibi,siz bana şöyle kollu siyah bir şeyler gösterseniz..”
Sanki birileri kırmızı renk yakışmaz demiştir,ya da azıcık farklı bir model giyince bulunduğunuz toplumda infial yaratacağını sanırız..
Özgürlük diye gençlik boyunca çırpınıp dururuz.Ama ne zamanki iş,güç deyip kendi ayaklarımızın üstüne basınca da onu yapamam,buraya gidemem,artık iş hayatındayım yakışmaz demeye başlarız.
Sanki ne yapsak ne etsek herkesin gözü üzerimizdeymiş gibi. Doğarken bir yerde DNA sarmalımıza ağır abiabla kodları mı işleniyor nedir?
Nasıl oturacağımız,ne şekilde cevap vereceğimiz,kimlerle görüşüp hangi maceralara asla girmeyeceğimiz kulağımıza okunuyor sanırım.Dedim ya ne anne-baba ne de öğretmen var başımızda eteğini düzelt,saçını kestir diyen.Peki neden bu zincirler. Keşke bu kurallar dış görünüşümüzle sınırlı kalsa. İlişkilerimiz, sosyal hayatımız derken bir bakmışız ki yapamam ben dediklerimizin sayısı neden olmasın dediklerimize göre almış başını gidiyor…
Türkan Şoray kuralları misali hepimizde bir içsel yargılama süreci işliyor. Aslında içimizden yap diyen sesi süper ego denilen hain bastırıyor çaktırmadan. Biraz da korkuyoruz galiba özellikle işin içinde duygusal konular söz konusuysa.Yani beğendiğiniz birine yaklaşmak,tarzınıza uymayacak birinden etkilendiğinizi fark etmek, edebilmek ya da eliniz telefona gittiği halde arayan ben olmamalıyım demek gibi. Aramazsınız ve bir fırsat daha gider ellerinizin arasından..Ama siz olmanız gerektiği gibi davranmışsınızdır.

Psikolojide esas benlik ile ideal yani olmasını istediğiniz benlik vardır.Kişi olmak istediği kişiliğe etraftan model alarak bir şekilde ulaşmaya çalışır basitçe anlatırsak.Bunu yakalayamadı mı mutsuz olur,arayışı bitmez yıllarca.Ama burada durum farklı biraz.Yani biz içimizde belki de tamamen bize ait olan istekleri en dibe bastırıyor,mutlu hissedeceğimiz bir çok olayı içimizde bırakıyoruz. Esas biz olan benliğin hangisi ; olmamız gereken benliğin hangisi olduğunu bulmak zorlaşıyor.biliyorum cümle karışık oldu sanki.Ama inanın içinde bulunduğunuz durum da tıpkı bu halde.
Yani ben kimim,aslında ne severim,nasıl yaşamak isterim bu hayatı sorusu var hep.Ya da sınırların dışında ben olabilir miyim , böyle de kabul edilebilir miyim sorusu var..
İkincisi daha da kötü geliyor kulağa. Kabul edilme isteği bir başka yazının konusu olmalı bence.Ama bildiğim bir şey var ki özgür olmak için önce kendimizden kurtulmak lazım
Kim olduğumuz ise sadece ve sadece kalbimizin sesinde saklı…

 

 


21 YorumYorum yaz!Bağlantı

6/1/2007 - GELİYORUMM

EN KISA ZAMANDA

BURADAYIM

 

BELKİ BUGÜN

BELKİ YARIN

BELKİ YARINDAN DA YAKIN

 

:)

 

9 YorumYorum yaz!Bağlantı

31/12/2006 - YAŞLANIYORUZZZZ

----------YAŞLANIYORUZ----------

 

bugün 2006 takviminin son yaprağı koparıyoruz. gerçi 2006 takvimleri çoktan yerini değiştirmiş bile.çok az kişi vardır son yaprağını bu sabah koparmayı bekleyen. iyide bu acele niye.

sanise - saniye - dakika - saat ! - gün - hafta - ay - yıl

bitti işte.

 

---------- YAŞLADIN HABERİN VARMI ! ----------

 

hepimiz bu gece hoplayıp zıplayacağız. geri sayıma düştüğümüzde nerede olursak olalım gözlerimizde o anın coşkusu olacak, sevdiğimize sarılacağız.

kimimiz o saat 0:0 ı bulduğunda sevgilimizin dudaklarında olacağız. :)

o sıcaklığı yaşayacağız.

kimimiz dualar edecek, kimimiz gözyaşı dökecek, kimimiz yarını beklecek.

 

---------- BİTTİ İŞTE ----------

acıların - hayal kırıklıklarının - ümitsizliklerin son bulmasını temenni edeceğiz.

sevineceğiz. seveceğiz. sevgiye teşvik edeceğiz.

 

BÜTÜN DİLEKLERİNİZ - ARZU ETTİKLERİNİZ - YAŞAMAK İSTEDİKLERİNİZ

GERÇEKLEŞİR UMUDUYLA..

 

2006 benden hiç bir şey almadı - hiç birşey kaybetmedim. aksine kazandım.

yeni yürekler tanıdım, yeni tebessümler yaşadım.

 

ÜZÜLDÜM  AMA KAYBETMEDİM.

GÖZYAŞI DÖKTÜM AMA DEĞER OLDUĞUNU GÖRDÜĞÜMDE SEVİNCE BOĞULDUM.

 

UMUDUMU KAYBETMEDİM.

 

SİNİRLENDİM -  ÖFKELENDİM -  BAĞIRDIM -  KÜFÜR ETTİM

AMA SAKİN KAFAYLA DÜŞÜNDÜĞÜMDE GEREK OLMADIĞINI GÖRDÜM.

ÖFKEYLE HAREKET ETMENİN YARAR SAĞLAMADIĞIN ÖĞRENDİM.

 

ÖĞRENDİKLERİME SEVİNDİM.

 

KARANLIĞA BÜRÜNDÜKÇE GÜNEŞE TESLİM OLDUĞUMA SEVİNDİM.

SEVİNDİM - ISINDIM

 

ISINDIM - MUTLU OLDUM.

 

hayatıma renk katan insanlar, renklerimi paylaştığım dostlar

sizlere çok alıştım.

 

samimiyetini, içtenliğini,sıcaklığını eksik etmeyen

 

 

 

 


acelyaxxx

akvaryumum

alsah

asikiztugce

begonya35

benturuncuyum

birmelekdile

blogekle

cazibelibocek

defnenaz

DepReSyoNikManYaK

diclece

eroman

fatoscb

fukuli

GecerkenUgradim

gezimanya

gizlibahcemdeyim

GoKniLTR

gonulbahcesi

gorseldil

H2SO4

hamzadeniz

handeelibir

ilhankoruyucu

kalbimveSEN

kalemim

lnur

masks1z

maviece

nurdanacar

ozgece

oznurbursa

uzlet

vaveylaa

yagmurlagelen

yesilbursam

yuregimnereye


siz sevgili dostlarımın

 

HEPİNİZİN; YENİ YILINI VE KURBAN BAYRAMANI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLAR

HERŞEYİN GÖNLÜNÜZCE OLMASINI TEMENNİ EDERİM.

 

MUTLU YILLARRRRRRRRRRR

 

:))))

 

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

27/12/2006 - yaşam ve kış...

demişki...

hayat yaşadığın kadar vardır.

gerisi,

ya hafızandaki hatıra,

ya da hayaldeki ümittir.

hüsranı ise tek bir yerde kabul edebilirim,

yaşamı mümkününden yaşamamış olmaktan.

HAYATI GERÇEKTEN YAŞAMAMIZ DİLEĞİYLE.

 

************************************************

 

her an, gerçek sandığımız illüzyonlarla yaşadığımız bu dünyada gerçeğe ve sevginin gücüne ulaşmak için yalnız bir yol var.. benden geçerek biz demek ve gönülden tüm evreni kucaklamak. bir yol var sıcak, dolu, aşk kokan; bir yol kapısı yalnız sevgiyle açılan; bir yol var ezgisi içimizde varolan; bir yol dertten kederden uzak, bir yol hedefi yalnız yaşamak; ama yaşamak öyle hür derin, öyle güzel...

tıplı nazım'ın dediği gibi "yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine"

uzattığınız el size uzatılan, sevdiğiniz gönül sizi sevendir. varoluş adını aşktan alan bir serüvendir.

 

************************************************

 

bilge kişi,

adil bir şekilde kazanabileceğinden, gösterişsiz bir şekilde kullanabileceğinden,

neşeyle dağıtabileceğinden ve huzurla geride bırakabileceğinden daha fazlısını arzulamayacaktır.

 

************************************************

 

KIŞIN GERÇEK ANLAMI

 

yaz, fazla şımartılmıştır, fazla havalı.

bedenlerin kusurlarını göstermeye zorlayıp duruyor insanları.

bedenlerin mevsimidir yaz; yani sükseli bir kimse değilsen bitiktir işin.

süklüm püklümsündür bütün mevsim...

 

bahar tehlikelidir. insana olmayacak işler yaptırdığı gibi çabucak kaçtığı için,

suçu hiç bir zaman ispatlanamamıştır. tekin değildir yani.

 

sonbahar, başlangıç ve sondur. niyeyse hep bir şeye karar vermelisindir sonbaharda. bu yüzden durup denize, denizsiz yerlerde göğe bakılmalıdır hep.

"yağmur yağınca deniz çoğalırmı" diye sorulmalıdır.

 

niyeyse.. mevsimlerin en merhametlisindir kış.evin mevsimi; sarılmanın, sarınmanın, sarmalanmanın.. sıcak çayların, derin sohbetlerin, efkarlıca içmelerin mevsimi...

karşılaşmaların değil, "buluşmaların" mevsimi...

sıcak olan herşeye doğru neşeyle yönelmenin, böylece hep beraber ılımanın...

yaşamın çamuru halini uzun uzun düşünmenin mevsimi...

öyle işte...

MEVSİMLERİN EN İNCE FİKİRLİSİDİR KIŞ....

 

HERKEZE İYİ KIŞLAR DİLİYORUMM.

®

 

 

 

14 YorumYorum yaz!Bağlantı

18/12/2006 - binbirgece geyiği :))

 

malum diziyi bende çok seviyorum. binbirgece son haftalara damgasını vuran dizi olarak çıktı karşımıza. ama internet dünyasında bu güzel diziyede el atılmış. .tahminimden geç oldu ama geldi sonunda konuyla ilgili bir mail.. :)  fakat çok güzel, çok hoş, çok güldüm ben :)) 

 

aynen aşağıdaki gibidir.

 

150 bin dolar, bir gece!! hasta oğlumun tedavisi için.

 

(3 gün sonra)

-300 bin dolar, bir gece daha!

-iyide bizim oğlan iyileştiiii..

-olsun hastayım sana!..

 

(6 gün sonra)

-800 bin dolar! another day in paradise..

-ya bişey söylicem, sen gömü falanmı buldun? abicim manyakmısın nesin?

  hasta oğlum iyileşti diyorum sana anlasana.

  dışarda 1000 dolara afet gibi hatunlar var, niye ben ya? reyting de bir yere kadar...

 

(12 gün sonra)

-1,2 milyon dolar! 2 gün 3 gece tam pansiyon.

-görüyorum. bende full as var, ya sende?

 

(14 gün sonra)

-2,5 milyon dolar, 40 gün 40 gece..

-ya sen en iyisi evlensene benle. daha ucuza gelir.

-olmaz bunun havası başka.

 

(18 gün sonra)

-150 bin dolar..

-nolmuş 150 bin dolara?

-şike için samsun spora 150 bin dolar götürdüm ben.

-bana ne ki? git telegol'de anlat bunları? deli midir nedir?

 

(1 ay sonra)

-50 bin dolar. bir saat daha.

-noldu? paralar suyunu mu çekti? istersen kredi açayım, ne dersin?

 

(2 ay sonra)

- bi biskrem versem !

 

:))))

 

herkeze iyi akşamlar..

14 YorumYorum yaz!Bağlantı

11/12/2006 - sorularıma cevaplarım.

 

sevgili arkadaşım H@nde'cik (handeelibir) sorduğum iki sorunun cevaplarını benden duymak istemiş. hay hay diyorum ve yanıtlı-yorum larımı bırakıyorum :)

 

soru 1. çalışmak için mi yaşamak - yoksa - yaşamak için mi çalışmak..

 

aynı şeyy, sen fındık yee :)) tavukmu yuturmadan çıkar, yuturmamı tavuktan misali gibi:) kısır döngü aslında. ya aslında bu sorular sorunca güzel ve keyifli oluyor H@ndeeeeee :)) eee cevap ne o zaman :) bakınız küçüklüğümden beri hep koşuşturdum ben. bişey olabilmek telaşının yanında, yaptığım işin layıkıyla iyisi olmak durumunu benimsedim hep. iyi yaşam standarları herkezin ideali. ve çalıştığımız alanlarda yeni bilgiler edinmek. ceplerimizi bilgiyle doldurmak. bunlar değerli şeyler. herkez bi şekilde yaşamını idame ettirebilir. kimi ıssız bir adada bir ağaç kavuğunda, kimi koca gürültülü bir şehre tepeden bakan bir apartmanın en üst katında. kimi dört duvar bir odada, kimi saraylarda. yalnız yada kalabalık. bu anlamda "yaşamak için çalışmak" diyenlerdenim ben. değişik alanlar bulmak, kendimi geliştirmek, paylaşmak. çalışmalıyımki yaşamalıyım. çalışmak içn kendimi dinç tutmalıyım. yoruluyorum dediğime bakmayın siz. şimdi bu tempoya henüz ayak uyduramadım diye hayıflasamda kendimi işin aslı bu değil elbette. bunu özlemişim ben. özlemlerimin sıkıntısı daha kötü, daha başka yoruyordu beni; ki onun altından kalkmam daha zor süreçler çıkarıyordu karşıma..

 

soru 2. bugün dünyanın son günü olsaydı ne yapmak isterdiniz.

 

fantaziye gerek yok aslında bu sorunun cevabını bulmak için. sevdiklerimi tek tek arar herkeze veda derdim.vaktim olduğunu bilsem herkezin yanına gider yüzyüze vedalaşırdım. aklıma çok güzel bir hikaye geldi. vaktince "kumsalda" diye bir kitap okumuştum.ve ne yazıkki ben bu kitabı bir poşet içinde çöp kutusunda bulmuştum 96 yılında.kumsalda... radyasyon zehiri hızla yayılıyor ve geçtiği yerlerde tek bir canlı bile bırakmıyordu. hikayenin kahramını bir denizaltı subayı.yeni evlenmişti ve daha 3 aylık bir bebeği vardı. göreve çıkacaklardı. denizaltıyla radyasyon zehirinin bulunduğu yere gideceklerdi ve neler olmuş bitmiş, neler yapılabilir, yaşadıkları yerdeki insanları nasıl korurlardı bunları araştıracaklardı. tabi özel kıyafetler giyerek.tüm donanımlarını kullanarak. geri dönemeyebilirlerdi. büyük bir olasılıkla geri dönemeyeceklerdide. bunun için giderken 2 mezar kazdı evinin bahçesinde. biri eşinin sığabileceği büyüklükte, diğeri küçük bebeğinin.. ve iki tanede küçük hap bırakmıştı eşine. eğer geri dönmezse ve radyasyon buraya gelirse acı çekerek ölmelerini istemiyordu adam. önce küçük bebeklerine içirmesini istedi hapın birini, sonra kendisinin içmesini istedi eşinden. ve vedalaştı.

o gün dünyanın son günüydü onlar için ve birbirlerinden uzaktılar. uzaklarda son nefeslerini verdiler sevgi ile.

ben sevdiklerimle olmak isterdim. yan yana, diz dize, göz göze..

 

..........................................................

 

umarım cevaplarım kafi gelmiştir arkadaşlar.

yarın önemli bir gün benim için. 10 gündür yeni işimdeyim ve şu ana kadar 2 proje bitirdim kendi başıma. :)) afferim bana. iyi ama iş bitirmekle kalmıyor. yarın bu projeler kontrolden geçecek. ve ben en ufak bir hatamı bile kaldıramayacak kadar stress yüklüyüm. elbette hatalar bizlere mahsus. ama ben en ufak ayrıntıları bile tekrar tekrar kontrol ettim. eğer hatam çıkarsa yuh olsun bana. boşa yormuşum kendimi demekki. çok kızarım çokk.. başarısız olmaya tahammül edemem. üstelikilk biten projeden sonra ikinciye zıplayan benim. bunuda bitireyim öyle kontrol edersiniz diyende. kendi ipimi kendim çekmişte olabilirim anlayacağınız. .

malumunuz türk usulü başarı formüllerimiz vardır hassımıza münasırr:))

 

işe başlamadan önce İNŞALLAH

kendimize güvenirsek EVELALLAH

işe başlarken BİSMİLLAH

işten vazgeçersek EYVALLAH

sonuna kadar gitmek istersek YA ALLAH

canımızı sıkarlarsa FESÜPANALLAH

işe coşku ve heyecanla sarılınca ALLAH ALLAH ALLAH

işi başarıyla bitirince MAŞALLAH

eğer işi başaramazsak HAY ALLAH

 

 ve ben yarın HAY ALLAH demek istemiyorum..

 

 

sevgiyle kalalım

 

 

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

10/12/2006 - bir soru daha ?

 

bugün dünyanın son günü olsaydı ne yapmak isterdiniz ?

15 YorumYorum yaz!Bağlantı

10/12/2006 - bir soru ?

 

yaşamak içinmi çalışmak ?

__yoksa__

çalışmak içinmi yaşamak ?

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

7/12/2006 - Limonata ve rafadan yumurta

Yaşamında hiç limonata içmemiş biri, limonatayı çok pahalı bir serinletici sanabilir. Oysa çok ucuz bir serinleticidir. Bir bardak suya bir çorba kaşığı toz şekeri döküp, iyice karıştırdıktan sonra, üstüne doğru dürüst sıkılıp çay süzgecinden geçirilmiş, yarım limon suyu eklersin... Ve hepsini karıştırırsın.
Bardak, görkemli ve uzunca bir bardaksa, yarım yerine bir limon sıkar, bir çorba kaşığı toz şekerini de, iki çorba kaşığı yaparsın...
Bir limonata, dişleri donduracak kadar mı soğuk olmalıdır?
Hayır, bardağın çevresine hafif bir buğu yalazlanması yapacak kadar soğuk olmalıdır.
Ayrıca bardağın içine kalıp buz atılmalı mıdır?
Hayır, gerekiyorsa bir tatlı kaşığı dövülmüş buz atılmalıdır.
Yarım tekerlek bir limon dilimi, bardağın kıyısına mı takılmalıdır, yoksa içine mi konmalıdır?
Bardağın kıyısına konduğu zaman, daha dekoratif olur; dileyen, limonun kokusunu daha keskin duymak isterse, bardağın kıyısına takılmış yarım dilimi bardağın içine atabilir.
İyi bir limonata yapmaya bu kadarı yeter mi?
Yetmez.
Çentilmiş limon kabuğuyla bir sap taze naneyi de, önce limonatanın içinde kısa bir süre tutup, sonra hepsini süzmek gerekir.
Böyle bir limonata ultra süper bir zenginlik sorunu mudur?
Hayır, sadece bir yaşam sevgisiyle, bir yaşam zevki sorunudur.
Bu, çok önemli midir?
Bir kez gelinip, bir kez geçilen dünyayı, en sade koşullar içinde dahi, ıskalamamanın göstergesi olduğu için, çok önemlidir.
Sabahları bir saat yürüdükten sonra, duş almak da öyledir.
***
Bir yumurtayı azıcık tuz, biber ve nohut büyüklüğünde tereyağı ile bir fincanda çırptıktan sonra, yumurta biçiminde ve yumurta büyüklüğünde, kapağı vidalı çelik bir kaba döküp, suda iki dakika kaynatmak da önemlidir.
Yiyebileceğiniz en enfes rafadan yumurta, ancak böyle pişirilebilir.
Yumurta biçiminde ve yumurta büyüklüğünde, kapağı vidalı çelik bir kabı nerede bulacağız?
Hiçbir yerde bulamazsınız. Neden? Çünkü o kabın üretilmesi, genel istem mekanizmasıyla ilgilidir. Kimse yaşam zevkini, enfes bir rafadan yumurtaya kadar bile inceltmemişse, öyle bir kap bulunmaz. Bu da ultra süper bir zenginlik sorunu değil, bir yaşam sevgisi sorunudur.
***
Doğru dürüst bir limonata ve tadı unutulmayacak bir rafadan yumurta.... Bir de sabahları bir saat yürüyüşle, bir duş...
Bunları sen yapabiliyor musun?
Hayır.
Neden?
Çünkü bunları bir tek kişi yapamaz. Özenler ve incelikler, ortak bir yaşam kültüründen, kişilerin yaşamına kadar uzanmıyorsa; limonata yapmaya kalktığın zaman, önce evde limon bulamazsın. Limonu almak için dışarı çıktığın zaman da, zaten limonata içme isteğin küllenmiş olur. Dişini sıktın, limonu alıp geldin. Kör bıçak, limonu doğru dürüst kesmez. Buzdolabına su konulması unutulmuştur. Yahut dolap tam o sırada söndürülmüştür. Yahut limon sıkacağını komşu almıştır. Zaten nane de yoktur. Çay süzgeci yıkanmamıştır. Görkemli uzun bardak bir gün önce kırılmıştı. Ama limonata yerine, soğuk maden suyu vardır... Ve yeni icatlar çıkarmak da, insan üzmekten başka hiçbir işe yaramaz...
Bardağı hafif buğulu, kıyısına yarım limon dilimi takılmış, içinde bir tatlı kaşığı çıngıltılı buz kırığı, azıcık limon kabuğuyla, taze nane kokan, limonatayı içemezsin. Yerine maden suyu içersin.
***
Dışarıda çırpıldıktan sonra, özel çelik kapta, tıpkı hiç kırılmamış yumurta gibi pişirilen rafadan yumurtayı ise asla yiyemezsin.
Sabah yürüyüşleri de ortakça benimsenen bir alışkanlık değildir.
Bazen yürürsün, bazen yürümezsin.
Hele, masası normal bir pingpong masasının dörtte bir büyüklüğünde olmasına karşın; raketleri özel yapıldığı için, topu ancak o küçük masa kadar fırlatan Japon pingpongunu kesin oynayamazsın. Çünkü ya biri raketi kırmış; ya masayı, bir başkası, ütü masası yapmıştır.
***
Yaşam sevgisi bir kültürdür. Tıpkı çiçek sevgisi, tıpkı müzik sevgisi, tıpkı yüzme sevgisi gibi...
Bu sevgi ya vardır, ya yoktur.
Böyle bir sevgi pekişmemişse; orada insanlar, ne yaratıcı bir yaşama, ne sağlıklı bir aşka, ne keyifli bir yücelmeye fazla kulaç atamazlar...
Kafası yarım kesik bir horoz gibi, çırpınır, bunalır, önüne geleni suçlar; ne istediğini, ne aradığını, daha doğrusu ne halt edeceğini bir türlü tam kestiremez ve kendilerini de, canım yaşamı da ziyan zebil ede ede, sönüp giderler.
Yaşam sevgisi; enerjinin, yaşam zevkini kuşaklar boyu ortaklaşa yoğurmasından oluşur.
Enerji yoksa, orada sadece kurnazlık vardır. Kurnazlık da, yaşam sevgisiyle yaşam zevkinin en amansız cellatıdır.
--------
Not: 19 yıl önce yazılmış bir yazı... "Güneş"ten....Çetin Altan 

8 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

o yakın çığlık senmisin, o sabırsız şiir böceği..

Kategoriler

Arkadaşlarım

h2so4
blogekle
hamzadeniz
begonya35
gokniltr
fukuli
eroman
Nurşen Görşen
kalemim
maviece
uzlet
masks1z
ozgece
birmelekdile
yuregimnereye
yagmurlagelen
lnur
gonulbahcesi
depresyonikmanyak
cazibelibocek
acelyaxxx
diclece
fatoscb
kalbimvesen
nurdanacar
gecerkenugradim